Batıda şiir tasarlanan bir şeydir biz de ise şairin kendisini tasarlamasıyla oluşur « Haber Dibimde

27 Ocak 2022 - 02:37

Batıda şiir tasarlanan bir şeydir biz de ise şairin kendisini tasarlamasıyla oluşur

Batıda şiir tasarlanan bir şeydir biz de ise şairin kendisini tasarlamasıyla oluşur
Son Güncelleme :

22 Aralık 2021 - 15:08

Şiir; Arapça bir kelime olup anlamak, kavramak ve bilmek anlamında şe’ara fiilinden gelmektedir. Ayrıca hissetmek ve farkına varmak anlamında da kullanılmaktadır. Vezinli, kafiyeli söz dizisi… Nesrin (düz yazı) tam karşıtı. Belki de düzenli, dizili, tertipli, ölçülü olduğu için sözlerin sultanıydı şiir.

 

Tarih boyunca gerek dini, gerek dini olmayan duygu ve düşüncenin gelişip serpilmesinde şiir sanatı etkili bir güç olmuştur. Estetik duyguların tatminin yanı sıra şiirle birlikte öğrenilmek istenen konuları kolay ezberleme, uzun süre hafızada tutmak kolaylaşmıştır. Farabi şiirsel sözlerin iki yerde kullanıldığını söyler. Birincisi; birinin düşünme kabiliyeti zayıf ise ona bir şeyi hızlıca öğretmek için kullanılır. İkincisi ise; kişide düşünme kabiliyeti vardır ancak onu nasıl kullanacağını bilemez. Şiir aracılığı ile ona yardım edersiniz.

 

Bir de şiir iknaya yarar. Sözün dizilişindeki bir etki muhatabında bir ikna duygusu doğurur. Bir nevi dikkat çekmedir.

 

İnsanın düşünme biçimi kullandığı dil üzerinden takip edilebilir. İnsanlar önce şiirle yani benzetmelerle düşünmeye başlamıştır, sonra hitabetle ve sonra da tartışma (cedel). Filozoflar Aristoteles’ten önce kendilerini genellikle şiirler ile anlatmışlardır. Ancak şiir felsefesi olmaz çünkü felsefe imgelerle değil kavramlarla yapılır. Sadece duygularına yönelirsen şiir yazabilirsin ama kavramsal düşünemezsin. Şiir bunların ilk basamağı olup aklın, düşüncenin ve fikrin ürünü değil muhayyilenin ürünüdür. Yani duyular ve duyguların. Bu yüzden şairler dogmatiktir, çünkü duygu yönleri güçlüdür ve dilin gücünü kullanırlar. Dün karşı olduklarını bugün göklere çıkarabilirler. Bir şeyi çok arzu edilir veya nefret edilir hale getirebilirler. Bu yüzden şiirsel sözlerde doğruluk değeri aranmaz. Belki de bu yüzden Peygamber Efendimize (sav) şairlik suçlaması yapıldı ama Cenabı Allah Peygamberinin şair olmadığını ve söylediğinin şiir olmadığını söyler.

Bir bina yapılırken sırasıyla üç şeye bakılır. Önce sağlamlık, sonra kullanışlılık ve onu takip eden güzellik (estetik). Aslında bu Platon’un felsefede aradığı üç temel ilkedir. Bir düşünce yapısının üç temel ilkesi olarak adlandırılır. Sağlamlık yerine doğruluk diyebiliriz. İkinci olarak sözümüz kullanışlı olmalı yani faydalı. “Faydasız ilimden Allah’a sığınırız” diyen Peygamberin ümmetiyiz. Üçüncüsü güzel söylemeli. Peki, biz sözü güzel söyler miyiz? Söyleriz tabi sözün zirvesiyle yani şiirle.

 

Peygamber Efendimiz (sav): “Öyle şiirler vardır ki sırf hikmettir.” buyurmuştur.

 

Peki, sözde makbul olan nedir? Her şeyi bütün çıplaklığı ile apaçık söylemek mi? Yoksa üzerini örtüp herkesin makamı kadar alması mı? Söz sanatlarında en değerli şey mecaz ve kinayedir. Bizde şaraptan bahsedilir, meyhaneden bahsedilir ama bahsedilmek istenen ne şaraptır, ne meyhanedir. “İnsanlara akılları kadarınca hitap edin” (Hz. Ali) Hakikati bütün çıplaklığı ile anlatmak marifet değildir. Selimiye camiinin dışı mı daha güzeldir içi mi? Bir olgunun görünmeyen tarafı görünen tarafına nispetle daha güzel olmalı ki arayan perdeyi kaldırdıkça daha güzeli görmeli, daha fazla hayret etmeli, özüne ulaşmak için daha fazla çaba sarf etmeli. Sanat senin gösterdiğinde değil göstermediğindedir ve muhatabın bu göstermediğini keşfetmeli. Kur’an da Cenab-ı Allah gösterirken o ayetlerin hakikatini bir insanın gözüne sokar mı? Hayır. Neden? Gerisini sen keşfet diye. Ayetlerin bile muhkemi vardır mütaşebihi vardır. Zahiri vardır batını vardır. Dışı vardır içi vardır. İçi neyle görülür? Kalple görünür. O zaman sözde makbul olan kalp gözünün görebileceği sözleri söylemektir. Keşfetmek, müşahede etmek, farkına varmak, tasavvufta perdeyi kaldırmak hep makbul bir şeydir çünkü bir çaba vardır.

 

Bizde saklı olan makbuldür açık olan değil. Mevlana’nın Mesnevi’de anlattığı müstehcen hikâyeler var ya işte onlar açıklığa dalalet etmez gizlemeye dalalet eder aslında.  Ama bu avamın eline geçerse millet hep o tarafına bakar. İstenen sözde değil sözün arkasındadır,  söyleyenin muradındadır. Bunun için şiirde farş etmek için değil gizlemek içindir.

 

İslam dünyasında şiire teveccüh artık azaldı. Sebebi ise görme duyusuna yönelim arttıkça söz azalacaktır. İnsanın en büyük temayülü tembelliğedir. Sözlerin perdesini açmak için çaba sarf etmez insan. Yürekli olun ki; bir şiiri okuduğunda şairin söylediğinden daha fazlasını anlamayı istemeyen Kur’an da Allah’ın söylediklerindeki muradını bulmayı da isteyemez.

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
sinem güler Aralık 22, 2021 / 5:46 pm Cevapla

teşekkür ederiz emeğinize sağlık. şairler diliyle değil kalbiyle yazıyorsa bizde kulağımızla değil kalbimizle dinliyoruz. bir şair için en övünç verici şey şiirlerini can kulağıyla dinleyen sevgiliye söylemektir…

Cem AKKAYA Aralık 22, 2021 / 7:07 pm Cevapla

Çok güzel bir yazı. Uykum genişledi. Yüreğinize, emeğinize sağlık Ömer bey.

Ali Uğur Sofu Aralık 22, 2021 / 11:13 pm Cevapla

Bir düşünce yapısının üç temel ilkesi olarak adlandırılır. Sağlamlık yerine doğruluk diyebiliriz. İkinci olarak sözümüz kullanışlı olmalı yani faydalı. “Faydasız ilimden Allah’a sığınırız” diyen Peygamberin ümmetiyiz. Üçüncüsü güzel söylemeli. Peki, biz sözü güzel söyler miyiz? Söyleriz tabi sözün zirvesiyle yani şiirle.

Teşekkür ederiz. Ağzınıza ve yüreğinize sağlık.

Hasan gül Aralık 23, 2021 / 12:55 pm Cevapla

Teşekkür ederiz emeğinize sağlık