NETFIBER-INTERNET-SAGLAYICI

Çorba için tekke beklenir mi? - Haber DibimdeHaber Dibimde

21 Eylül 2021 - 21:11

Çorba için tekke beklenir mi?



Çorba için tekke beklenir mi?
Son Güncelleme :

05 Ağustos 2021 - 10:57

sakaryaweb

Son yüzyılda “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” sözüyle kulağımızı tırmaladı tekkeler. İçerisinde hep bir eylemsizlik halinin olduğu yerler olarak propaganda edildi. Peki ya öyle miydi? Tekkeler sadece bekleyip çorba içilen, yatılan, dünya ile irtibatın kesilerek gündeme ve güncele bigâne kalınan yerler miydi?

 

 

Kocaman bir hayır.

 

İslam tarihinde Resulullah Efendimizin (sas) dünyasını değiştirmesinden sonra gelen Hz Ali’nin şehit edilmesiyle sıkıntılı bir dönem başlıyor: Emeviler dönemi. Bu dönemde siyasi kurum açıktan sahabe aleyhtarlığı yapmaya başlamıştı. Cami ve mescitlerde bu menfi propagandanın merkezleri haline gelmişlerdi. Öyle ki cuma namazı hutbelerinde bazı sahabe ve özellikle Hz Ali aleyhinde söylevlerde bulunuluyordu. Buna şahitlik eden diğer sahabe ve tabiinden (peygamberi görmeyip sahabeyi gören) olanlar cuma namazını kılıp hutbeyi dinlemeden mescitten ayrılmaya başlamışlardı. Emeviler’de zorla dinletmek için hutbeyi namazın önüne çekmişlerdi ki nedense bu uygulama hâlâ böyle devam etmektedir. Farz ibadetlerini cami ve mescitlerde yerine getiren sahabe ve tabiin sohbet ve nafile ibadetlerini yapmak için evlerde toplanmaya başlamışlardı. İşte dergâh ve tekkelerin temeli burada atılmıştı. Bir duruşla. Hem de öyle bir duruş ki bırakın Allah’a ve peygambere laf söyletmeyi, peygamberin arkadaşlarına bile laf söyletmemek için hutbeyi terk edecek bir duruşa sahiptiler. Bugün “Allah ile kulun arasına kimse giremez!” deyip peygamber ve Allah dostlarına itibar saldırısı yapanlara gösterilmesi gereken duruşu bu oluşum başlatmıştı.

 

 

Nedense mutasavvıfların çok uysal ve saf olduklarına dair bir inanış vardır. Belki tevazularından dolayıdır bu inanış ama en azından düşünce boyutunda bir fikir sahibidir tasavvuf ehli. Anadolu’da siyasal ve sosyal karışıklık yaşanan bir dönemde Yunus Emre Hz bizzat hizmet yapmıştır. Halktan uzak yaşayan bir Yunus değil Azerbaycan’dan Rumeli’ye kadar giden, durağan olmayan bir Yunus’tur. Fetret döneminde nefes alıp ayağa kalkmamızı sağlayan bir Mevlana’mız vardır.

 

Tekkelerin içerisine girip tanımadan belki hiçbir zaman inanamayacağınız bir özelliği daha vardır. En bilinmeyeni, en yanlış bilineni. O da politika ve ticaretin, alışverişin giremediği belki de tek yerdir tekkeler.   Kapısından içeri girerken ayakkabılarını çıkardığın yerde nefsini de bırakmanın gerektiği daha ilk gidişinde öğretildiği yerlerdir.

 

 

Tekkede ki Müslümanların ruh halleri birbirine benzer. Çokluk içerisinde birliği aramaya tekkelerde başlanır. Herkes birbirine aşk bağı ile bağlıdır. Hâlbuki imam cemaatten ayrılsın diye imam odalarının yapıldığı camilerde bunu sağlayamazsınız. Müslümanlar gün geçtikçe birbirlerinden kopuyorlar bunun için tekkelerin bu fonksiyonu günümüzde ayrı bir önem kazanıyor. Dikkat edin tekke adabıdır: incinmeyiniz…

 

 

Günümüz gençleri kabiliyetlerine göre tasnif edilemiyor. Belki de gençlerin tembel olmasının temelinde de bu yatıyor. Kabiliyetleri dışında şeylerle uğraştıkları için hiçbir şey onların alakalarını çekmiyor, cezbetmiyor. Kabiliyetlerini toplum ile temasta kullanamadıkları için de kendilerini toplumdan dışlanmış hissediyorlar. Osmanlı’da ise tekkeler insanları kabiliyetlerine göre kabul edilme yeriydi. Osmanlı sanatçıları aletleriyle birlikte tekkeye kabul etmişler. Müzisyenler, bestekârlar hep tekke de yetişmişlerdi.

 

 

Şimdi burada tekke dediğimiz dergâh dediğimizde muhtemelen dört tarafı duvarla çevreli bir mekân hayalimizde canlandı. Peki, bizim kastımız bu muydu? Buna da kocaman bir hayır. Yukarıda hususiyetleri yaşayıp yaşatabilen iki kişinin bir araya geldiği her yer tekkedir artık. Nihayetinde dünya da gök kubbe ile birlikte dört tarafımızı sarmış. Yine bir kubbenin içerisindeyiz.  Ama inanın o tekkenin âşıklarının vücutlarının maneviyatı o kubbeden daha ufak değil.

 

sakaryaweb reklam3 799x90

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Ersin Kurt Ağustos 5, 2021 / 12:37 pm Cevapla

İslam tasavvufunun başlangıcından günümüze kadar olan süreçte bu kadar az ve öz sözle her şeye değinmişiniz teşekkür ederiz Ömer Bey yeni yazılarınızı heyacanla bekliyoruz.

sinem güler Ağustos 5, 2021 / 2:10 pm Cevapla

dikkat edin tekke adabıdır: \”incinmeyiniz.\” incitmenin kol gezdiği coğrafyada incinmekten uzak duracak gönül haline sahip olabilmek marifettir

sakaryaweb reklam4 350x250
sakaryaweb reklam5 350x250

sakarya-gunduz-cocuk-bakim-evi-ve-cocuk-kresi